Yazar Merve Akay | 12:39
Kategori: , | 1 yorum

Yeni Süreçler ve Çelişkiler















Yeniden selam olsun.

Uzunca bir süredir, yaklaşık bir ay, bloğuma yeni yazı ekleyemedim. Bunu ihmal olarak düşünmeyin sakın. Altında yatan geçerli sebeplerim vardı. Affınıza sığınıyorum.

Normal bir zamanda olsak bir ay su gibi akıp geçiyor hissine kapılırız. Ancak fark ettim ki bir aya koca bir anı sığabiliyormuş. Bu bir ayda aniden hastanede kalmak zorunda kalabiliyoruz mesela, yine bir ay içerisinde tatlı heyecanlar yaşayabiliyoruz, bazılarını merak edebiliyor, bazıları içinse endişelenebiliyoruz. 

Evet, son bir ay içerisinde bu ve bunun gibi pek çok şeyi fark ederek yaşadım. Ve gördüm ki aslında yaşadığımız her dakika sürprizlerle dolu. Bazen bir telefon hayatımızı değiştirebiliyor, bazen başka bir şehre gitmek, bazen de kendimize kulak vermek…

Üniversitemin açılmış olması da beni afallatmadı değil. Artık son senenin vermiş olduğu heyecan ve gelecek için yapılan planların garip kaygısı içerisinde geçiyor günler. Umutsuz değilim. Her zaman sığınacak ve güvenecek bir kapımın olduğunu bildiğim sürece.

Şimdi yeni bir dönem başlıyor benim için. Şikâyetçi değilim elbette. Yürümek güzel, yormuyor. Sizi de yormasın. Hayallerinizin peşinden yürüyün. Korkmadan,yorulmadan...

Selametle.


Read more
Yazar Merve Akay | 09:19
Kategori: , , , , | 2 yorum

Bir Hobi Olarak : Güney Kore


Son yılların popüler ülkelerinden birisi haline geldi Güney Kore. Mimarisi, müziği, kültürü, dizileri, filmleri, insanlarının sıcak kanlı ve güler yüzlü oluşu diğer ülkelerin de dikkatini çekmiş durumda. Aynı zamanda Türkiye’yi çok seven bir ülke. 

2002 Dünya Kupası’nı hepimiz hatırlıyoruzdur herhalde. O maçta bayrağımızı sallayan pek çok Koreli görmüştük. Maç sonunda futbolcuların verdiği dostluk mesajı da hepimizin çok hoşuna gitmişti. Hadi bir hatırlayalım. 

Peki benim Güney Kore maceram nasıl, ne zaman başladı? 

Geçen yıl her yaz olduğu gibi staj yapıyordum. O zamanlar kaldığım odada kimseyi tanımamanın verdiği çekingenlik bir yana, bir de yaz sıcaklarında akşamları hiç vakit geçmiyordu. Kaldığım odada benimle ileride meslektaş olacak bir arkadaşım her gün kendi bilgisayarında bir şeyler izliyordu. Hem de büyük bir keyifle. Bunu ona bakarak çok net anlayabiliyordum. 

Bir gün dayanamadım ne izlediğini sordum. Kore dizisi izlediğini söyledi ve başladı dizileri, hayran olduğu aktörü/aktristi, en sevdiği K-POP grubunu anlatmaya. İnanabiliyor musunuz? Çok şaşırmıştım. Hatta içimden ne var ki bu kadar hayran olunacak, bile dediğimi hatırlıyorum. J




O zaman odada 4 kişi kalıyorduk. 2 tane arkadaşımın stajı bittiği için evlerine gittikleri günün akşamı odamıza 2 Koreli gelmez mi? Birinin adı ‘Hea Jung’, diğerininki ‘Soo Yun’.  Onlarla sohbet etmeye başlayınca (tabiki İngilizce J) fark ettim ki bu ülkenin insanları kibar, güler yüzlü ve cana yakın insanlarla doluydu. 

Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hea Jung bana Korece bir isim vermek istediğini söyledi. Önce şaşırdım ve nedenini sordum. Koreliler samimi hissettikleri insanlara Korece isim veriyorlarmış. Bunu duyunca seve seve kabul ettim, çekik gözlü arkadaşımın teklifini. 



Senin adın ‘Mi Young’ olsun, dedi. Neden bu isim, diye sordum. İki nedeni olduğunu söyledi. Birincisi adımdan yola çıkarak 'M' ile başlayan bir isim vermek istemiş. İkinci nedeni, benim en sevdiğim neden, bu ismin Kore’de çok yaygın olduğunu ve anlamının ‘Ebedi Güzellik’ demek olduğunu söyledi. O kadar hoşuma gitti ki. 


Farkında olmadan Kore’ye bağlanıyordum.



Bu ismi hemen benimsedim. Çünkü iyi niyetle gelen her şeyi koşulsuz şartsız kabul ederiz. Bu da öyleydi. Hea Jung, bana iyi niyetiyle ve kalbinin güzelliği ile gelmişti. Günler ilerledikçe yavaş yavaş Korece kelimeler öğrenmeye başladım. Kulağa çok şirin gelen bir dil Korece. Şimdi halen devam ediyor öğrenme çabam. Çok fazla üstüne düşemediğim için bu kadar zaman geçti. Aslında zor bir dil değil. J

Bu olayın üzerinden tam bir yıl geçti. Ancak Kore kültürünü öğrenmeye, dizilerini izlemeye, müziklerini dinlemeye başlayınca anlayabildim o arkadaşımı. Bana Kore’yi anlatırken, yüzündeki o heyecanı hala hatırlıyorum. Ve şimdi bende Kore'yi anlatırken aynı heyecana sahibim.

İşte Güney Kore ile maceram böyle başladı. Heyecanlı bir arkadaşımın uyandırdığı merak, kıtalar arası mesafeye rağmen güzel kalbiyle gelen Hea Jung... İkisi sayesinde Güney Kore bende derin etkiler bıraktı. 

Kore'yi seviyorum, Kore'yi seven güzel insanları seviyorum.


KORE DİZİLERİ 


K-POP


İlerleyen yazılarımda Kore’nin kültürü, mimarisi, dizileri ve dünyaca dinlenen K-POP müziklerini anlatıyor olacağım. Takipte kalınız. J

안녕히 계세요 - Hoşçakalın









Read more
Yazar Merve Akay | 09:20
Kategori: , | 4 yorum

Özür Ederim, Teşekkür Dilerim














Hafif şiir, ağır iyi niyet içeren bir yazı okumak üzeresiniz. Hazırsanız lütfen arkanıza yaslanın ve satırları taramaya başlasın gözleriniz. Fikirlerime ortak olmanızdır tek dileğim. J

Özür Dilemek Bir Özür Değildir

Eve dönerken ileri geri gidiyorum kimi zaman. Bugün de öyle bir gün. Başımı yukarı kaldırıyorum birden. Gökyüzünü izlemeye başlıyorum. Gökyüzünün yaralandığını fark ediyorum. Benim de içimin derinliklerinde bir yer acıyor. Kırdığım insanlar geliyor aklıma. Onlar da gökyüzü gibi yaralanmıştır değil mi? Teşekkür ederim, gökyüzü. Bana kırdığım insanların yarasını hatırlattığın için. Özür dilerim, benim yüzümden gökyüzü olanlar. Zaman zaman yağmur dökenler gözlerinden.

İçinizden Biri Ne Der? 

Yukarıda bir insan var ki, kendi dünyasında çelişkilere boğulmuş. Biliniz ki huzur bulamayan insan çevresine de huzur veremez. İyi insanlar tanıyın ömrünüzde.

Kırmayın, kırılmayın. İki kulağımız bir ağzımız varsa iki dinleyip, bir söyleyelim diyedir. Her zaman gülümseyin ve hep daha fazla sevgiyle yaşayın.

Özür dilemek basittir aslında. Tıpkı kalp kırmak gibi. Ancak ikisinin arasındaki enerji çok farklıdır. Birisi fetheder, birisi zulmeder. 

Özrün erdemini bilenlerin size hediyesidir, teşekkür. Bundandır ki özür dilemekten korkmayın.
















Teşekkür Dilenmez, Edilir.

Camdan dışarı bakıyorum, güneş batarken. Düşüncelere dalıyorum. Bunca zaman çok mutluydum. Geriye dönüp baktığımda sadece değerli anılarımın durduğunu görüyorum. En büyük pay ailemin, diyorum içimden. Onlar olmasa yaşadığım zorlukları, verdiğim mücadelenin güçlüğünü nasıl atlatırdım?  

Fark ediyorum ki minnetimden haberleri yok, onların. Koşa koşa gidip teşekkür ediyorum aileme. Bana böyle anıları hediye ettikleri için...

Kalbimin bencilliğinden söyleyemediklerimi söylüyorum yüzlerine. 

İçinizden Biri Ne Der? 

Zaman zaman ben’li cümleleri çok kullanmaya başlarız. İşte böyle anlarda bencillik, kalbimizi işgal etmeye başlar. Terazinin bir kefesinde kalbimizden gelen iyi niyet,minnet  cümleleri, diğer kefesinde de ben’lik duygusu durur.

Ben’lik ağır gelirse, eyvah! Çünkü benliğin olduğu yerde unuturuz teşekkürü, sabrı, şükrü… Mutlu olamamaya başlarız.

Ben’sizlik yolculuğuna çıkmak gibi radikal bir karar alabilirsek ne ala! Bu karar bencillikten bensizliğe uzanan bir yoldur. En büyük mücadele nefisle olan mücadeledir, çünkü. Ben’sizlik yolculuğunuza zeval gelmesin. Geride hep güzel anılar bırakarak yaşayın.

Teşekkürün erdemini görenlerin size hediyesidir tebessüm. Teşekkür etmekten korkmayın.




















Sona Yaklaşırken…

Özrün nostaljisi mutsuzluktur. Birilerinden özür dilemeniz gerekiyorsa bu geçmişte birilerinin mutsuzluğuna sebep olmanızdan ileri gelir. Özür dilemekten kaçmayın, aksine yüzleşin. Kendimizle yüzleşmenin gerekliliğini şurada anlatmıştım.  

Teşekkür mutluluk gerektirir. Teşekkür borcunuz varsa birilerine bu da çevrenizde sizin mutluluğunuz için çaba sarf eden güzel insanların olduğuna işarettir. Ne şanlısınız.

Dilimizden düşürmeyelim bu iki kelimeyi, olur mu? Özür dilemek, teşekkür etmek bir acizlik göstergesi değildir. 

Benden size bir özür var, bir de teşekkür. Alana selam olsun.

Read more
Yazar Merve Akay | 13:23
Kategori: , | 1 yorum

Bazı İnsanların Bazı Halleri




















Bazı insanlar ne yaparsa yapsın küstürmez kendini. Ne derse desin kırılmazsınız.
Bazı insanlar hayatınızın bir yerlerine adını yazmıştır.
Bazı insanlar yanınızdayken size uzaktır, bazı insanlar da uzağınızdayken size yakın. 
Bazı insanlar aklınızdadır, bazı insanlar kalbinizde…
Bazı insanlar, bazı zamanlar kendilerine soru soramayacağınız kadar uzak mesafelerde yaşarlar.
Bazı insanlarla aynı duygulara ortaksanız eğer; dostluk gibi, arkadaşlık gibi ,sevgi gibi, güven gibi, saygı gibi bana mesafeden bahsetmeyin.
Bazı insanlar ya veli eder sizi, ya deli. 
Bu bazı insanlar bazen aynı kişi de olabilirler.
Bazı insanlar canınızı çok sıkar.
Bazı insanlar rüyanıza girip gününüzü çalar.
Bazı insanlar güneşe bile gülümseme sebebinizdir.
Bazı insanlardan vazgeçemeyiz ömür boyunca, aile gibi.
Bazı insanlar imtihan sebebimizdir bazen.
Bazı insanları uzun zaman göremeyiz, bazı insanlar her gün karşımızdadır. 
Bazı insanlarla tesadüfen tanışırız, bazı insanlarla yıllar sonra tesadüfen karşılaşırız.
Bazı insanlar sizinle çıkar amaçlı konuşur, bazı insanlar sizi beklentisi olmadan sever.














Bazı insanların eşleri vardır, hayatta denk gelebildikleri.
Bazı insanlar umut ederek, dua ederek bekler eşini bulmayı.
Bazı insanlar tatildedir şimdi, bazı insanlar işte.
Bazı insanlar uyuyordur, bazı insanlar erken kalkmak zorundadır.
Bazı insanlar şifa bekliyordur bir yerlerde, bazı insanlar da sağlığının kıymetini bilmeden yaşıyordur hayatını.
Bazı insanlar kavga ediyordur bazılarıyla, bazı insanlar kırdıklarının gönlünü almak için çareler arıyordur. Bazı insanlar seviyordur, bazı insanlar seviliyordur.
Bazı insanlar ölüyordur bir yerlerde, bazıları kimliksiz bir yere gömülüyordur, kim bilir.
Bazı insanlar doğuyordur şimdi. 
Bazı insanlar sadece yazıyordur benim gibi.
Bazı insanlar bu yazıyı okuyordur şimdi. Düşünüyordur, ben hangi bazı insanım diye.

Her insan birilerinin bazı insanlarıdır. Ve ne olursa olsun bazı insanlar iyi ki varlar.



Read more
Yazar Merve Akay | 10:10
Kategori: , | 2 yorum

Bugün Kendin İçin Ne Yaptın?













Hayatta kendimizi, işimizi canlandırmak adına kimi zaman niyetlerde bulunuruz. Bazen karmaşık bir işin içinde buluveririz kendimizi, bazen de oldukça basit niyetlerdir bunlar. Genelde niyetlerimizin sonunda erteleme süreci baş gösterir. “Yarın kesin yapacağım, bugün çok işim vardı” gibi. Bu kendimizi kandırmak adına iç sesimizin bizi telkin etme mücadelesidir. Lakin tüm bu çabalar boşadır. İçimiz huzursuz, çevremize göre mutsuz biri olur çıkarız. “Elimden geleni yapıyorum, ama olmuyor.” Acaba? Gerçekten elimizden geleni yapıyor muyuz? İşte böyle durumlarda içimizde bir sabotajcı olduğunu düşünüyorum ben. Yani bizi niyetimizden alıkoyan, bize işimizi layık görmeyen ya da bizi gizlemeye çalışan bir sabotajcı…

Her şeyin mükemmel olmasını istiyoruz çoğu zaman, abartıyoruz. Ne olursa olsun içeride bir yerlerde niyetimizin olmaması için çaba gösteriyoruz. Hata yapmaktan korkuyoruz. Aslında mühim nokta yapılan hatalar değil, bu hatalardan ders almak ve kendimizi bir adım öteye taşımak.

Hata yapmaktan korkmayın. Unutmayın ki hiç hata yapmayan insanlar aslında hiç bir şey yapmayan insanlardır. Bu sizin hata yapmanızdan daha vahim bir tablodur. Benden size hatalarınızın güzel olduğunu hatırlatan bir şarkı gelsin. Şurdan dinleyebilirsiniz. J

Kabul edelim kaçıyoruz yüzleşmekten. Hatalarımızı, eksikliklerimizi görmezden geliyoruz. Kısacası kendimize yalan söylüyoruz. Peki, ne yapacağız? Cevabı az önce söyledim aslında. Kaçmayacağız. Kimden? Tabi ki kendimizden... Temel kural: Kendimizle yüzleşmek. 

Kendimize sürekli şu soruyu soralım : "Bugün kendin için ne yaptın?" Ben de bunu geç öğrenenlerdenim. Ancak artık biliyorum ve sürekli uyguluyorum. Şunu fark ettim ki daha kaliteli bir hayat için ilk önce kendimizi mutlu etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Her günün sonunda kendimle baş başa kaldığımda; "Bugün Merve Akay için ne yaptın? " diyorum. 

Eğer cevapsız kalıyorsa sorunuz bu işte bir terslik var demektir. Bende de kimi zaman cevapsız kalıyor bu soru. Önlemini hemen alırsak soru, sorun haline gelmez bizim için. Ben cevapsız kalan günlerimde hemen bir kağıt kalem alıyorum elime. Ertesi gün Merve Akay adına planlar yapmaya başlıyorum. Kendimi mutlu etmek niyetiyle... Bu niyetler büyük niyetler de olabilir, küçük niyetler de. Mesela yürüyüşe çık, ney çalmayı öğren, alışveriş yap...vs. Yani niyet ettiğimiz şeyin ne olduğunun bir önemi yok. İşle ilgili önemli, büyük bir niyet olabilir bu ya da kendinizi mutlu etme niyeti kadar küçük... Önemli olan hayal etmek, niyet etmek ve harekete geçmek. İçimizdeki sabotajcı genelde harekete geçme sürecinde kolları sıvıyor, aman dikkat!

Kendimize liderlik etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kişi ancak bu şekilde kendini disipline edebilir. Mesela illa ki birisinin korkusuyla yataktan mutsuz, uykusuz kalkıp bu ruh hali ile işe gitmek yerine, kendimizi değerli hissettiğiniz için, Güneş'e daha erken selam durmak için, kaliteli bir yaşam tarzı için ya da spor yapmak için çıkın yatağınızdan. Daha mutlu, daha enerjik bir şekilde... 

Mesela birileri beğensin diye geçmeyin aynanın karşısına. Sizin övgüye, beğenilmeye ihtiyacınız yok ki. Siz, siz olduğunuz için değerlisiniz ve sevilmeye layıksınız. Çevreden övgü beklentisi içine girmek yerine aynanın karşısında kaçımız kendimize güzel yahut yakışıklı olduğumuzu söylüyoruz? İnanın bana bu daha iyi hissettiriyor. 

Kendinizi olduğunuz gibi sevin, belirli kalıplara sokmaya çalışarak değil. Kendi değerimizin farkında olmadan çevremizden değer görmeyi ya da birilerine değer vermeyi hayal bile etmeyelim. 

"Siz sevilmeye ve özlenmeye ziyadesiyle layıksınız. Geleceğe umut ve ümitle bakın. Kendinize iyi bakın." 
Sinan YAMAN 



Read more
Yazar Merve Akay | 09:47
Kategori: | 0 yorum

Ruhuna Müzik
















Uzun bir zaman tünelidir müzik. Pek çok döneme şahitlik etmişliği vardır. Uzaktan bakınca müzik eğlence vasıtası olarak tanım bulur dillerde. Lakin bence müzik eğlenceden öte bir şeydir. İnsanlar üzerindeki tesirleri saymakla bitmez. Yeri yoktur, zamanı yoktur, dili yoktur. Duyguyu hissedebiliyorsak müziği nerede, kiminle, hangi dilde, hangi zamanda dinlediğimizin bir önemi kalmaz.

Bazen tek bir müzik o anki sizi tanımlar. Bundandır bence müzikten vazgeçemeyişimiz. Hatta lafı ağzımdan alan çok şarkı bilirim.Derler ki üzgün olanlar müzik dinlerken söze, anlamın derinliğine bakarlarmış. Mutlu olanları da sözler değil ritmin gücü cezbedermiş. Doğru mudur bilinmez; ama kendimi düşününce haklılık payı var gibi bu tespitin. J

Düşünsenize çağlar boyu var olan bir kavramdan söz ediyoruz. Melodiyle buluştuğunda anlam bulan, ritmiyle dost olan her sözün bir hikâyesi var. Bu yüzden bazı müzikleri gözümüz kapalıyken görebiliriz.  

Hiç doğa orkestrası diye bir şey duydunuz mu?

Bir düşünelim, birlikte. Seher vaktinin huzuru, gecenin fırtınası, akşam yağan yağmurdan gelen ses, sabahla birlikte duyduğumuz kuş cıvıltıları olmasın bu doğa orkestrası denilen şey. Ne dersiniz? 

Şu müziğin sesini aç, hele !

Bir de müziğin sesini duymayanlar var. Dans edenleri deli zanneder hep böylesi. Dünyayı kendi kapalı kutularından ibaret sanırlar. Halbuki bir kulak verseler… Bulacaklar belki önce kendilerini, sonra huzuru.













Peki ya Merve...

Benden duymuş olmayın,ama Merve müziği çok sever. Eğer kendiyle baş başa kalmışsa gününün çoğunu müzik dinleyerek geçirir. Yürüyüşe çıktığında kulaklığını unutmuşsa hemen geri döner. Okula giderken onu uzaktan, sallanan kulaklık kablosunu düzeltmeye çalışırken görebilirsiniz. J En sevdiği şeylerden birisi uzun yolculuklarda dinlerken uyuyakaldığı müziklerdir. Ders çalışırken bile müzik dinler. Arkadaşlarından, 'Nasıl anlıyorsun okuduklarını?' sorusuna çok fazla maruz kalır. Dinlediği müzik tarzı ne mi? Merve'de müzik ayrımı yoktur. Geçmişten günümüze yerli yabancı şarkılardan oluşan bir arşive sahiptir. Dinlediği diller arasında Korece bile vardır. Sever de Kore Pop şarkıları. J Ayrıca İtalyanca, İspanyolca, Almanca, Fransızca, Çince, Japonca gibi farklı dilleri de eklemiştir İngilizce şarkılarının yanına.Farklı dilden şarkıların da aynı duyguları hissetirebilme gücü olduğunu belirtir sürekli. Bu yüzden O'nun için müziğin zamanı, dili, mekanı, tarzı yoktur, anlattığı hikaye vardır. 

'Müzik ruhun gıdasıdır.' cümlesinin doğruluğuna inanır.Ruhuna her müzikten vitamin, protein kapmaya çalışır bolca. Üzgünken, mutluyken, stres altındayken Merve'yi bir köşede müzik dinler halde bulabilirsiniz.Müzik dinlerken hayal kurmuşluğu da çoktur. Merve'nin hayal odacıklarının anahtarı müziktir.Peki ya sizin anahtarınız ne, hiç düşündünüz mü? 

Ruhunuz vitaminsiz kalmasın.J 

Benden Size...

Kalk git diyorum içimden kendime, kalk git uzağa
Kulağındaki müzik bitene kadar yürü, ağladığın kadar koş
Aya dokunana kadar yürü uzaklaş, düştüğün yer yakınlarına uzak olsun

Ceyhun Yılmaz 




Read more
Yazar Merve Akay | 15:31
Kategori: | 0 yorum

Şems'in 40 Kuralı











Bazı kitaplar okusak da etkisini devam ettirebilme gibi bir yeteneğe sahipler. Elif Şafak'ın Aşk'ı gibi…
Şems'in 40 altın kuralı ve gönül telini titreten o sözler... Her cümlenin üzerinde uzunca düşünmek gerekiyor. Bu 40 kural Sufizm kaynaklarından, Mesnevi'den, William Chittick'in Tebrizli Şems biyografisinden derlenmiş.Bende bloğumda bu kurallara yer vermem gerektiğini düşündüm, naçizane. Bu yüzden bugün sizlerle içsel bir yolculuğa çıkmak istiyorum. Hazır mısınız? J

İşte o 40 kural...

1.Kural : Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Allah dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer Allah dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir. 

2.Kural : Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil ! 

3.Kural : Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni (içe ait,gizli) manadır.Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4.Kural : Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır. 

5.Kural : Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. 'Aman sakın kendini' diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi ? Onun tek dediği: 'Bırak kendin, ko gitsin!' Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

6.Kural: Şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur. 

7.Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin. 

8.Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir. 

9.Kural: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

10.Kural : Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

11.Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

12.Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

13.Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca, şeyh, şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir, tutup da ona hayran olmaya değil.

14.Kural : Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun, hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?

15.Kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz, tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır; çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.  

16.Kural: Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

17.Kural : Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

18.Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb’ini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.

19.Kural : Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

20.Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21. Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırdık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

22.Kural : Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdimi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

23.Kural : Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır, ne tefritte. Sufi daima orta yerde…

24.Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25.Kural :Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu anda burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cenetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

26.Kural: Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

27.Kural: Şu dünyada bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

28.Kural :Geçmiş zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.

29.Kural: Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, ‘Ne yapalım, kaderimiz böyle’ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir, ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

30.Kural: Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez, kusur örter.

31.Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

32.Kural: Aranızdaki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost! Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

33.Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

34.Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık, ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

35.Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah’a inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36.Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!

37.Kural: Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

38.Kural: ‘Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?’ diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık! Her an, her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39.Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.


40.Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde.

"Hiç gereği yokken hayatına girer insanlar. Hiç gereği yokken karşına çıkarlar. Hiç gereği yokken gününü haftanı ayını belki de yıllarını alırlar. Hiç gereği yokken gece-gündüz aklından geçen her düşünceye bulaşırlar. Hiç gereği yokken seni istemediğin kadar mutlu ederler. Sonra hiç gereği yokken hayatından çıkıp giderler. Anladım ki meğer gerçek dost, aşk Mevla imiş. Ne beni unuttu, ne de bıraktı."




Read more
Yazar Merve Akay | 16:06
Kategori: , | 0 yorum

Telefonla Yakan Top Oynayan Nesil














Artık daha yüksek binalar, daha büyük alışveriş merkezleri, daha güzel arabalar, daha çok teknoloji var. Bir de daha az iletişim…

Cep telefonu günümüzün en önemli iletişim araçlarından biri. Teknoloji gelişiyor, akıllı telefonlar daha akıllı hale getiriliyor. Fakat çocukların hayal dünyaları aptallaşıyor. Eskiden cep telefonu sahibi olan çocukları çok garipserdik. Cep telefonu olanlar mahallede oyun oynarken gelip hava atarlardı bize. O zamanlar özenti de çok yoktu. Hatırlıyorum da hiç eve gidip ağlamadım, cep telefonu için. Bisiklet için ağlamışlığım vardır ama. J

Hatırlar mısınız ‘Çocuklar Duymasın’ dizisini? Evin küçüğü babasından hemen her bölümde cep telefonu istiyordu. Ulaşılmaz bir yerdeydi çocuklar için cep telefonu. İlk cep telefonumu elime aldığımda orta son sınıfı yeni bitirmiştim.Ailemden uzakta bir eğitim hayatı geçirecek olmam vesile olmuştu ,telefon sahibi olmama. Öyle son model olsun diye bir hevesim de hiç olmadı. Tuşları olsun, çalışsın bana yeterdi. J  

Benim zamanımda yaz tatili demek sokaklarda kaçırılmak korkusu olmadan çocukça koşup oynamak, derimiz kıpkırmızı olana kadar denizden çıkmamak demekti. Yaz tatili olunca tek görüşebildiğimiz arkadaşlarımız mahalle arkadaşlarımızdı. 

Şimdi yetişen nesil mahallede koşturmanın, eve çıkmamak için apartmanın birinci katında oturan teyzeden su istemenin nasıl bir his olduğunu hiç bilmeyecek. Özellikle büyükşehir keşmekeşliğinde, teknolojinin sunduğu akıllı paketlere hapsoldu hepsinin hayal dünyaları.

Bilgisayar Mühendisliği gibi teknoloji ile iç içe olan bir bölümün öğrencisi olarak dozunu aşan teknolojinin insanı hasta edeceği görüşündeyim. Tıpkı fazladan alınan ilaç gibi. Odasına girip saatlerce Call of Duty oynuyorsa çocuklarınız ya da yanınızda oturup başını telefondan, tabletten kaldırmıyorsa bir kere daha düşünün, derim. Bu bağımlılığın sebebini sadece çocukta aramayın. Bence sizin de büyük payınız olmalı.

Eksik bir şeyler var hayatınızda : İlgi gibi. 















Kapatın bir saat telefonunuzu, televizyonunuzu, bilgisayarınızı. Alın çocuğunuzu karşınıza. Konuşun, dinleyin, oyun oynayın, gülün, güldürün. Onun dünyasını keşfedin. Bu sadece çocuğa değil size de çok iyi gelecek. Çocuklara verebileceğiniz en güzel hediyedir, ilgi. Aksi durumda sizin boşluğunuzu ,teknoloji dolduruverir.
Teknolojiyi siz yönetin, o sizi değil. 

Ha bu arada, bisikletim de alındı. :)


Read more
Yazar Merve Akay | 12:57
Kategori: | 0 yorum

Gazze'de Çocuk Olmak











Gazze ! 
Ne zamandır güneş doğmuyor çehrene?
Ne kadar oldu gülen çocuk görmeyeli?
Yormuşlar seni.
Ne zamandır bu haldesin?
Gel otur şöyle.
Anlat hele.
Kaç hayat yitip gitti sende?
Kaç annenin gözyaşı kurudu topraklarında?
Kaç çocuk yetim kaldı?
'Alma mazlumun ahını' değil artık dilimizden düşen
Alma mazlumun canını , diyoruz şimdi yürekten.
Kimse duymuyor, görmüyor sizi.
Görenin de elinden bir şey gelmiyor.
Çocuklar ölüyor, Dünya izliyor.
Bakma öyle süslü cümleler kurduğuma.
Benden sana fayda yok çocuk
Üzülmez miyim sana hiç?
Oyuncağın bomba kapsülleri artık
Küçük bedenin koca bir imtihanda şimdi
Temiz kalbini şehrin dumanı kirletti
Gözlerinden akan yaşa kan bulaştı
Feryadın bomba sesine karıştı
Saf dünyana kirlenmiş yürekler girdi
Biz izliyoruz çocuk
Sadece izliyoruz
Bir de böyle yazıyoruz bazen
Kusurumuza bakma (!)

Selametle…

Merve AKAY 

Read more