Hasretinle Yandı Gönlüm


‘Gül gül dedi bülbül güle, gül gülmedi gitti
Bülbül güle, gül bülbüle yar olmadı gitti.’

Meşhur hikayedir.

Sakın ha, biri ottur, biri kuştur deme gafletine düşmeyin. Sonra öyle bir bülbül olursunuz ki…

Günlerden bir gün bülbül semada uçarken başını döndüren bir koku almış. Gülün kokusunun meftunu olmuş o an. Ama ne meftun olmak… Uzunca bir müddet kokunun sahibesini arar olmuş. Bulamadığına yanan bülbül yüksekçe bir yerden sineleri yakarcasına ötmeye başlamış.

‘Kaşları yayım, çehresi ayım.
Benlerin çoktur, akranın yoktur.
Bir yüzüm ahım, zülfü siyahım.
Bakıp durmalı.
Cana sarmalı.
Hemen almalı.’

Gül uzaklardan gelen bu sesi işitmiş o an. Gül de duyduğu bu sesin meftunu oluvermiş o anda. Rüzgarın peşi sıra savurmuş da savurmuş rayihasını. Bülbül rüzgarın peşini takip eden bu kokunun talibiymiş. Bülbül gülü görmeden kokusuna, gül bülbülü görmeden sesine aşık olmuş.

Bülbül güle öyle sevdalanmış ki onu her haliyle görmek ister olmuş. Yaprağın da benim dikenin de, cezan da benim cefan da… Gül de bülbülün bu sevdasına ona en güzel kokularını hediye ederek karşılık veriyormuş. Bülbüle en güzel halini göstermek istiyormuş çünkü. Öyle ki gül de kokusuyla dile gelmiş.

‘Ah benim efendim Servi Bülendim.
İzzette yekta, saadette bihemta.
Muhabbette la nazir, güzellikte bin kusur.
Candan azizim, şekerden lezizim.
Efendim! Canım, Sultanım.
Makbulünüz olmaktır niyazım.’

Her aşkın bir cilvesi vardır. Bülbül gül aşkının cilvesi de kavuşup hasretlerinin son bulamayışıdır. Yani vuslatın hep bir başka bahara kalması hali…

Bülbül sabaha dek gülün başında beklermiş hasretle öterek. En güzel nağmeleri yüreğinden diline düşürerek... ‘Ey gonca, aç ki yüzünü göreyim’ diye seslenirmiş güle.

Gül sabaha kadar dinlermiş bülbülü. Bülbülün hasret kokan nağmelerini… Gül de visal özlemiyle yanar, kan rengine boyarmış hasretini.

Ve kavuşma vakti…

Derken tahammülü kalmazmış bülbülün. Alır başını gidermiş. Bülbülün tam da gittiği vakit açarmış gonca. Yanakları visal kırmızısı haliyle… Her gün geceye kavuşurmuş da bülbül gülün yüzünü göremezmiş. Bu ıstıraplı hal her gün tekrardan yaşanırmış. Yakarmış bülbülü, soldururmuş gülü.

Aşkı bilenler bilirlermiş ki kavuşsaydı âşıklar, bülbül gülün gül bülbülün olsaydı eğer ne gül kokardı böylesine güzel, ne de bülbül yakardı sineleri böylesine. Kimse ayrılmak istemez sevdiğinden. Gül anlamış ki aşk, bülbül gönüllülerin işiymiş meğer. Bülbül gibi sevmeyeceksen gönlünü boşa yormayacaksın.

Bülbül sevdiğinin yüzünü görebilmek hasretiyle bir ömür boyu yakmış sineleri, ötmüş de ötmüş. Gül ise sevdiğine en güzel haliyle görünebilmek ümidiyle bir açmış, bir solmuş, yine açmış, yine solmuş.

Ne bülbül olmak kolay, ne de gül olmak vesselam.

‘Bülbül olmayı seçtiysen bir ömür boyu yanacaksın.
Gül olmayı seçtiysen bir ömür boyu solacaksın.’

Ve yine aşkı bilenler bilirlermiş ki hasret sevgilinin uzağındayken hayaliyle yanmak değildir.
Hasret, yanı başındayken sevgilinin, hasret çekmektir sevgiliye.


Selametle… 

Read more

Çok Mu Kişisel Gelişiyoruz?


















Kişisel gelişim kitaplarını çok okurum. 

Hepsinin verdiği mesaj aynıdır: "Sen yaparsın, bak onlar yaptı, senin onlardan ne eksiğin var?, Aslansın!" ve daha nice süslü laflar…Sonunu bildiğiniz bir filmi izlemek gibidir aslında kişisel gelişim kitaplarını okumak. Haz almayan pek çok insan tanıyorum. Saygı duyarım. Fakat nasıl bakarsanız öyle görürsünüz derler ya hani. Kitabı nasıl algıladığınız çok önemli. Algıda seçici olmak gerek. 

Şimdi size sorsam hayatınızdaki en önemli varlık kim diye, eminim farklı cevaplar alırım her birinizden. Kiminiz annem der, kiminiz eşim, kiminiz çocuklarım... Dürüst olmalıyım ki bu sorunun cevabını öğrenmeden önce bende bu cevaplara benzer cevaplar geçirdim içimden. Ama kişisel gelişim kitaplarını okudukça bu soruya aslında yanlış cevaplar verdiğimizi fark ettim. Hayatınızdaki en önemli varlığı görmek için lütfen hemen şimdi bir aynanın karşısına geçin. Ve uzun uzun bakın. İşte hayatınızın en önemli, değerli varlığı tam karşınızda duruyor. 

Bilen bilir, ama bilmeyenler için şunu söylemeliyim ki her birey kendi hayatının en önemli varlığıdır. ‘Ben Dünya’nın en güzel karısıyam.’ repliğini hatırlar mısınız Yeşilçam’dan? Bir kadının hayata karşı daha dik durması için verilmeye çalışılan özgüveni anlatır aslında bu cümle. Kendi kendine defalarca tekrar yapan başrolümüzün tavırları da bir süre sonra buna göre şekil alır. Ve gerçekten de daha özgüvenli bir kadın portresi çizer.

Kendimizi gerçekten öyle değerli görmek gerek işte. Kulağa ürkütücü geliyor değil mi? Ne yani ben çocuklarımdan daha mı değerliyim şimdi diyen anneleri ya da ailem benim için her şeyden önce gelir diyen hayırlı evlatları duyar gibiyim. J Endişelenmeyin siz hala çok iyi bir anne, çok iyi bir evlatsınız. Çevremizdeki insanlara verdiğimiz değerden önce kendimize değer vermenin gerekliliğini vurgulamaya çalışıyorum ben. 

Bir şeyi kırk sefer söylersen gerçekten oluyor. Ben çirkinim, ben beceriksizim… gibi olumsuzlukları kendisine yakıştıranlar bir süre sonra gerçekten daha içine kapanık ve daha öz güvensiz oluyorlar. Ha şunu da söylemem gerek ki, kendimize olan sevgimiz egoya dönüşürse o da tehlikeli. ‘Egonu çeker misin, seni göremiyorum.’ boyutuna ulaşmamak lazım.

Her kitap size ne denli ayrıcalıklı olduğunuzu vurgular. Ve her kitap bir değer katar hayatınıza. Coşku zekadan önemlidir der Einstein. İşte bu kitaplar sayesinde coşkunuz kat be kat artar. Bir düşünün çevrenizden destek alamadığınız pek çok fikre aslında bu kitaplarda yazan hikayeler ortak olmuyor mu? Okuduğunuz başarı hikayeleri kendinize olan inancı kuvvetlendiriyor.
Elbette ki her kişisel gelişim kitabı doğru mesajı vermez. Biraz önce de söylediğim gibi algıda seçici olun lütfen. Seyirciyle, okurla, toplumla buluşan her ileti bazen gerçeklikten çok uzak olabilir. Her şeyin iyisi kötüsü olacaktır elbette. Her TV programı doğru iletiyi vermez, her çizgi film çocuklarımıza izlettirilmez, her kuşun eti yenmez J ...vs. Ancak unutmayalım ki her şey bizde başlar ve bizde biter. 
Ve yine bu kitapların bana öğrettiği bir başka mesaj:  "İnanmak başarmanın tamamıdır. Asla yarısı değildir." İnanın ve asla pes etmeyin. Hayatımda sonuna kadar inanıp başardığım başarı hikayelerim var. Güvenin bana. İsteyince gerçekten oluyor. Başarmak için %99 ter, %1 zeka işinizi görür. Yeter ki hayal edin, inanın ve harekete geçin. 

Paylaşmak istersiniz belki. 
Sizin de inandığınız için gerçek olan hayalleriniz var mı? 




Read more

K-POP Huydur Bende

















Son zamanlarda sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada büyük bir beğeni ile takip edilen bir müzik türünden bahsetmek istiyorum bugün: K-POP. Aslında Kore şarkılarını bu kadar popüler hale getiren şüphesiz Gangnam Style furyasıydı. Youtube’da tık rekoru alan bi şarkı. Hal böyle olunca diğer şarkıları da merak edenler yeni arayışlar içine girdi.

PSY ile tanışanlar haricinde K-POP’la bir de diziler sayesinde tanışanlar var. Güney Kore dizileri ile ilgili önümüzdeki günlerde bir yazı yazıyor olacağım. Ancak şunu belirtmeliyim ki Kore’de diziler için bile gelişmiş bir müzik sektörü var. Yani her dizinin konusu dikkate alınarak OST’ler çıkmakta. Hatta OST kralı ve OST kraliçesi olarak ülkede unvan almış sanatçılar mevcut. İlginç değil mi?

Benim K-POP’la tanışmam diziler sayesinde oldu. Elbette PSY’dan haberdardım. Ama oturup bir araştırma içine girmem dizilerden sonra oldu.

Esas merak edilen şu tahmin ediyorum ki.

Neden K-POP bu kadar çok seviliyor?

Kişisel bir cevap olacak benimkisi. K-POP’ı sevme nedenlerimi şöyle sıralayalım isterseniz.

Birincisi, şarkılar oldukça kaliteli. Türkçe altyazılı olarak dinlemenizi bu noktada tavsiye edebilirim. O zaman bana hak vereceksiniz sanırım. Çünkü her şarkı ayrı bir hikayeyi anlatıyor.

İkinci sebebim şarkıyı satış şekilleri. Bu aslında pazarlamanın altın kuralı. Ürünün ne kadar iyi olursa olsun bunu nasıl sattığınla ilgili başarısı. Ülkemizde ne yazık ki dans ve müziği bir arada götüren çok isim yok. İlk aklıma gelen Tarkan ki o da bu sebeple Mega Star zaten. Dünya starlarına baktığımız zaman konserlerinde nefis performanslar izliyoruz. İşte bu anlamda Kore’de pek yadsınacak türden bir ülke değil. İdoller çıkarttığı parçalar için mutlaka canlı yayında bir performans sergiliyorlar. Ve bu performans ağzı açıkta bırakacak koreografilere eşlik ediyor. Hal böyle olunca şarkıların ilgi çekmemesi pek mümkün olmuyor. Gangnam Style’ın dansını bilmeyen kaç kişi kaldı ki? J

Türkiye’de fazlaca hayran kitlesi olan gruplardan ve idollerden örneklerle yazımı bitiriyorum. Grupların detaylı tanıtımları gelecek yazılarımda. Takipte kalınız. 

Unuttuğum ve sizin hayranı olduğunuz bir grup ya da idol varsa yorum kısmına ekleyiniz efendim. 

İyi seyirler. 

Bir sonraki yazımda görüşelim.



Geçtiğimiz yıllarda ev sahipliği yaptığımız Music Bank İstanbul'un videosuyla başlamak isterim. (Bu videoyu tercih sebebim video sonunda...)

SUPER JUNIOR

















     Exo'suz olmazdı tabiki. Bu yıl bu şarkıyla her yeri salladılar desem yalan olmaz, sanıyorum ki. Exo'nun fanlarına bir de sürprizi olmuştu geride bıraktığımız yıl içerisinde. O da mini dizileriydi: Exo Next Door. Oldukça ilgi gören diziyi ben de izledim. Dizi hakkındaki yorumum ilerleyen günlerde...


EXO















Ve çılgın gençlik. Ne kadar marjinal olsalar da katıldıkları her programda ne kadar alçak gönüllü olduklarını görünce şaşırıyor insan. En göz korkutan grup. Onlarla eş zamanda bir şarkı çıkarmak büyük risk. Çünkü listeleri alt üst edip, bütün ödülleri kapmakla tanınan bir geçmişleri var. 

BIGBANG



FT Island, tarz itibariyle bir rock grubu. Oldukça popüler olmasının yanı sıra grubun solisti aynı zamanda pek çok dizinin de başrollerinden birisi. Hayran kitlesi diğer gruplar kadar geniş. Bu grup da Music Bank İstanbul'da katılım gösteren gruplar arasındaydı. 

FT ISLAND 

                                                                                 




              
Kendine has bir grup daha. Yine bu grupta da dizilerde oynayan üyeler var.Şarkılarının güzel oluşu bir yana, bu grubun en çok dikkatimi çeken yönleri nerede olurlarsa olsunlar her zaman doğal oluşları. Kliplerde, sahnede ya da programlarda tüm üyeler en doğal haliyle karşımıza çıkıyorlar. 

2PM
      





Yine marjinal bir grup daha. Ben bu gruba BigBang'in kız grubu versiyonu diyorum. Tarzları oldukça birbirine yakın. Zaten iki grup da aynı müzik şirketindeler. Ve yine iki grubun düet olarak çalıştığı pek çok şarkı da var. Bu arada bir dipnot daha, grup üyelerinden CL, PSY'in son şarkısı Daddy klibinde de karşımıza çıkıyor. 

2NE1
     











                             
























Read more

Gönül İşleri

 

Sizce gönül neye benzer?

Ben gönlü deryaya benzetenlerdenim. Öyle ki çalkalanıp durur. Çalkalanan gönül deryasında sakladığımız bir cevher vardır. İşte o cevher de dürr-i yektamızdır bizim.
           
‘Manadan yoksun kalbe gönül mü denir? O duyguların merkezi, mananın iklimi ve sevdanın yelidir.’ 

Aslında gönül bir hazinedir. Herkesle hayatla kavgası olan insanların bile mutlaka içlerinde bir yerde o hazineden ve cevherden vardır. Öyle ki böyle insanlar mutluluğa çok uzak yerde dururlar. Onlar için mutlu olmak imkansızdır, mutlu olan insanlar da saçmalıktan ibarettir. Şimdi böyle insanlar da hazine nasıl olsun ki, dediğinizi duyar gibiyim. Unutmamak gereken bir şey var sanırım. Defineler viranelerde aranır. Gönül definesine ulaşmak da varlık testisini kırmakla mümkündür.

Allah, mutlak güzeldir.

Karar kılacağı tek yer de biz kullarının kalbidir. Kalp temizliği bu sebepten çok önemlidir. Kalp temizliğine ulaşmanın yolu da gönül eğitiminden geçer. Gönül eğitimi öyledir ki varlıktan yokluğa geçme sahasıdır. Mutluluğu varlıkta değil, hiçlikte bulmaktır. Varlıkta değil hiçlikte sahip olmanın gücüne ulaşmaktır. 

‘Güçlü kimse, güreş minderinde hasmını yere seren değil, öfke anında nefsini yenen kimsedir.’

Gönül bir güneştir. Yeryüzündeki güneş ve ay ışığını gönül güneşinden alır. Gönül, yıldızlardan daha parlaktır.

Gönül,  incitilemez.

‘Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil.'

Gönül,  taşlanamaz.

Gönül, görmezden gelinemez.

Gönül hanesi,  yıkılamaz.

‘Bir kez gönül yıkmak, Kabe’yi yıkmaktan kötüdür. Çünkü Kabe’yi Hz. İbrahim yaptı, gönlü ise Allah yarattı.’

Gönül deryasının ucu bucağı yoktur. Deryanın derinlikleri incilerle doludur. O inciyi bulup sarrafına sunmak nasip olsun herkese.

Selametle..

Read more

'Sonra' Olursa, Yok Deyin!






Kaç tane işiniz yarım kaldı,
ya da kaç erteleyişiniz sonuçsuz?
Şahsen benim ‘sonra yaparım’ dediğim çok şey var.
Ancak gelen ‘sonra’ hiç olmadı.
Bahaneler hep bulunurdu,
biz de zorlanmadık evelallah.

Erteleyişler kaçımızdı,
belki de sonu görmek istemeyişimiz.
Tıpkı sonunu okumak istemediğimiz kitaplar gibi…

İşiniz gücünüz varken görmeyiş,
belki de ihmal ediş sevdiklerimizi,
en kolay kaçışımız oldu.

Konuşmaz, görüşmez olduk.
Öyle ki yolda görsek başımızı indiriverdik aşağı,
suç işlemişiz gibi.
‘Aman, beni görmesin!’ telaşesine kapıldık.
‘Sonra’lara sığındık hep.
‘Sonra’ konuşurum,
‘Sonra’ ararım,
‘Sonra’ gelirim,
‘Sonra’ yaparım,
‘Sonra’ severim.

Elimizde dünden kalan sonralarla yaşar olduk.
Başlarda rahattık belki,
Ancak o sonralar nankör çıkınca,
gelmez olunca,
mutsuz oldu insanoğlu.

Bilemedi ki,
şu andan daha iyi bir zaman olmadığını,
belki de "bir dahaki seferi" hiç olmayacağını.

Şu an önünüzde duruyorken hayat,
‘sonra’ demek için de çok kısa iken ömür,
gelin, kaçmayın sevdiklerinizden.

Şimdi sadece zayıf ya da tembel olduğunuz için vazgeçerseniz,
başka zaman için umudunuz olmayacak.
Eğer seviyorsanız,
’şimdi’ sevmek için en iyi zamandır.

‘Sonra’, yalnızlığın anasıdır.
Sonraların sizi yalnızlaştırmasına izin vermeyin!

Selametle.
Merve Akay 

Read more

Bakış Açınızı Seveyim















Hepimiz yaradılış özelliklerimize göre farklı özelliklere, farklı bakış açılarına sahibiz. Geçenlerde Twitter Sayfam’da gezinirken Türkiye Gündemi’ne bir baktım #EğerSeviyorsa diye bir tag açılmış. Zihni sinir yazılar gördüm, hoşuma gitti. Bu ülkede gündem olmasını gerektiren bir meseledir ilişkiler sorunsalı. Bir söz vardır hepimizin bildiği, diline doladığı…

Eğer birini seviyorsan
O'nu serbest bırak...
Dönerse senindir;
Dönmezse zaten hiç senin olmamıştır...

Ara ara, kızların yahut erkeklerin ilişkilerinde sorun yaşayan arkadaşlarına bu sözü söylemişliği, teselli etmişliği vardır. Doğru bir söz mü? Orası tartışılır. Ama emin olduğum bir nokta var ki o da bu söze herkesin aynı bakış açısıyla yaklaşmadığı. Hemen herkes bu sözle teselli çabasına girse de karakter özelliğine göre içinde başka şeyler düşünüyordur. Mesela hayata küsmüş birisinin bu söze inanması ya da inanarak teselli etmesi bir arkadaşını, bana ütopik geliyor, ne yalan söyleyeyim.

Aşağıda kafamda kurguladığım birkaç farklı bakış açısı var. Göz atın, derim. Belki birisinde ‘Aa! Evet, bu benim işte.’ dedirtirim size. J
















‘Batsın Bu Dünya!’ şarkısını tekrara alıp dinleyenler…

Eğer birini seviyorsan
O'nu serbest bırak...
Dönerse senindir;
Beklediğin üzere dönmezse
Zaten hiç senin olmamıştır.

Ortamda soğuk espri yapan birileri her zaman vardır. Onlarla da olmaz, onlarsız da. 

Eğer birini seviyorsan
O'nu serbest bırak...
Dönerse bi daha serbest bırak.
Gene dönerse gene bırak.

Arnold hayranları… (Schwarzenegger olan J)

Eğer birini seviyorsan
O’nu serbest bırak…
SHE’LL BE BACK!

Elimi sallasam ellisi… (Bana kız/erkek mı yok?)

Eğer birini seviyorsan
O'nu serbest bırak...
Bi müddet bekle.
Dönmezse unut gitsin..

Tin Bilimi’ne gönül verenler…

Eğer birini seviyorsan
O'nu serbest bırak...
Dönerse kendine güveniyor demektir..
Dönmezse süper egosu baskın demektir..

Hümanist yaklaşalım…

Eğer birini seviyorsan
O'nu serbest bırak...
Aslında tüm canlılar hür olmalıdır.

Polyanna gibi temiz kalanlar…

Eğer birini seviyorsan
O’nu serbest bırak…
Kesin geri gelecektir.

Olasılık problemlerine kafa yoranlar…

Eğer birini seviyorsan
O'nu serbest bırak...
Seviyorsa dönme ihtimali çok yüksektir.
Sevmiyorsa ilişkiniz zaten muhtemel değildir.

Kendiyle barışık, ortaya karışık bir yazı oldu yine. Tebessüm var mı yüzlerde, mühim olan o benim için.

O kadar güzel bir mozaik ki güzel ülkem. Farklı kültürler, farklı hayatlar, farklı karakterler, farklı bakış açıları... Ve bu kadar farklılığın içinde kardeşçe, hürce yaşayabilmek…

Bakış Açınızı Seveyim. J


Selametle. 

Read more
Yazar Merve Akay | 10:05
Kategori: , | 0 yorum

Tık Tık Tık, Kim O?






















Nerelerdesin sen?

Tanıyanlar, takibimde olan güzel insanlar bilirler ki Bilgisayar Mühendisliği son sınıf öğrencisiy(d)im. Sizlerden epeyce sorular, mailler geldi yok olduğum zaman diliminde. Yazılarımı takip edip yenilerini göremeyince meraklananlar olmuş. 

Yazımın ilk cümlesinde parantez içinde yazdığım tek harf var ya işte o bu sebebi açıklıyor aslında. O harfi oraya yazabilmek için epeyce koşturmalı bir sene geçirdim. Ee yazı yazanlar, şairleşenler, blog işiyle uğraşanlar bilirler ki epey zaman alan harika bir uğraş aslında bu iş de. İki işi bir arada götürebilirdim belki ama. Enerji düşüşüm sizlere mutlaka yansırdı. Bunu istemediğim için de okul dönemi içerisinde bloğuma herhangi bir katkım olamadı haliyle.

Zorlu bir süreci zaferle sonuçlandırabilmem için de gelen zorluklara göğüs germek mecburiyetindeydim. Yani bir nevi, kelebekle tanışmak isteyen çiçeğin bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmesi gibi bir şeydi. Bu yüzden tüm enerjimi okuluma armağan ettim.

Araya girmiş gibi oldum ama…













İnanıyorum ki sizin de hayatınızda hızlı değişimler yaşadığınız dönemler olmuştur. İş değişimi, şehir değişimi, mezuniyet, okul değişimi, ayrılık, evlilik, doğum, ölüm… Hayatta başımıza gelen her şey insan olduğumuz için. Ve hayatımıza bize sormadan gelen sevinçleri de acıları da hissedebiliyorsak eğer, hala nefes alabildiğimiz için. 

Başımıza konan talih kuşlarını da hüzün kuşlarını da sevelim, şükredelim. Çünkü hala hayattayız. Çünkü umut edebilelim diye her gün karanlığı Güneş kapatıyor. Ve diyor ki; senin karanlık günlerin de işte böyle aydınlık bulacak. Umudunu kaybetme! Ne mutlu!

Sizlere özel…

Yeni fikirlerle geldim, dostlar. İnteraktif bir blog olsak nasıl olur? İletişim bilgilerimden bana fikirlerinizi, yorumlarınızı, bloğumda görmek istediğiniz konuları yazınız. Şairleşenler varsa aramızda şiirlerinden parçaları bana yollasınlar. Yazılarımın sonunda, konuya uygun olarak, seve seve paylaşırım. Şu ana kadar bana gelen yoğun mailler, artık dön cümlelerini içeren yakınmalar beni bu fikre itti. 

Yorumlarınız, fikirleriniz, bloğumu takip edişiniz benim için çok kıymetli. Bu nedenle de sizden gelecek fikirlerle birlikte hızla ve uzağa yol alabilirim. Sizlerle etkileşimli bir ağ oluşturalım, ne dersiniz? Harika insanlar okuyormuş yazılarımı, gurur duydum, mutlu oldum. Var olun.

Bana şuradan ulaşabilirsiniz. 

O zaman başlayalım…

Uzun zaman sonra hiç hissetmediğim kadar güçlü, kararlı, enerjik hissettim kendimi. Geçtim klavyemin başına. İçim rahat, huzurluyum. Biliyorum ki Allah, yeniden başlayanların yardımcısıdır her zaman […]

Tık Tık Tık, Kim O?

İçinizden Biri  



Read more
Yazar Merve Akay | 12:39
Kategori: , | 1 yorum

Yeni Süreçler ve Çelişkiler















Yeniden selam olsun.

Uzunca bir süredir, yaklaşık bir ay, bloğuma yeni yazı ekleyemedim. Bunu ihmal olarak düşünmeyin sakın. Altında yatan geçerli sebeplerim vardı. Affınıza sığınıyorum.

Normal bir zamanda olsak bir ay su gibi akıp geçiyor hissine kapılırız. Ancak fark ettim ki bir aya koca bir anı sığabiliyormuş. Bu bir ayda aniden hastanede kalmak zorunda kalabiliyoruz mesela, yine bir ay içerisinde tatlı heyecanlar yaşayabiliyoruz, bazılarını merak edebiliyor, bazıları içinse endişelenebiliyoruz. 

Evet, son bir ay içerisinde bu ve bunun gibi pek çok şeyi fark ederek yaşadım. Ve gördüm ki aslında yaşadığımız her dakika sürprizlerle dolu. Bazen bir telefon hayatımızı değiştirebiliyor, bazen başka bir şehre gitmek, bazen de kendimize kulak vermek…

Üniversitemin açılmış olması da beni afallatmadı değil. Artık son senenin vermiş olduğu heyecan ve gelecek için yapılan planların garip kaygısı içerisinde geçiyor günler. Umutsuz değilim. Her zaman sığınacak ve güvenecek bir kapımın olduğunu bildiğim sürece.

Şimdi yeni bir dönem başlıyor benim için. Şikâyetçi değilim elbette. Yürümek güzel, yormuyor. Sizi de yormasın. Hayallerinizin peşinden yürüyün. Korkmadan,yorulmadan...

Selametle.


Read more
Yazar Merve Akay | 09:19
Kategori: , , , , | 2 yorum

Bir Hobi Olarak : Güney Kore


Son yılların popüler ülkelerinden birisi haline geldi Güney Kore. Mimarisi, müziği, kültürü, dizileri, filmleri, insanlarının sıcak kanlı ve güler yüzlü oluşu diğer ülkelerin de dikkatini çekmiş durumda. Aynı zamanda Türkiye’yi çok seven bir ülke. 

2002 Dünya Kupası’nı hepimiz hatırlıyoruzdur herhalde. O maçta bayrağımızı sallayan pek çok Koreli görmüştük. Maç sonunda futbolcuların verdiği dostluk mesajı da hepimizin çok hoşuna gitmişti. Hadi bir hatırlayalım. 

Peki benim Güney Kore maceram nasıl, ne zaman başladı? 

Geçen yıl her yaz olduğu gibi staj yapıyordum. O zamanlar kaldığım odada kimseyi tanımamanın verdiği çekingenlik bir yana, bir de yaz sıcaklarında akşamları hiç vakit geçmiyordu. Kaldığım odada benimle ileride meslektaş olacak bir arkadaşım her gün kendi bilgisayarında bir şeyler izliyordu. Hem de büyük bir keyifle. Bunu ona bakarak çok net anlayabiliyordum. 

Bir gün dayanamadım ne izlediğini sordum. Kore dizisi izlediğini söyledi ve başladı dizileri, hayran olduğu aktörü/aktristi, en sevdiği K-POP grubunu anlatmaya. İnanabiliyor musunuz? Çok şaşırmıştım. Hatta içimden ne var ki bu kadar hayran olunacak, bile dediğimi hatırlıyorum. J




O zaman odada 4 kişi kalıyorduk. 2 tane arkadaşımın stajı bittiği için evlerine gittikleri günün akşamı odamıza 2 Koreli gelmez mi? Birinin adı ‘Hea Jung’, diğerininki ‘Soo Yun’.  Onlarla sohbet etmeye başlayınca (tabiki İngilizce J) fark ettim ki bu ülkenin insanları kibar, güler yüzlü ve cana yakın insanlarla doluydu. 

Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hea Jung bana Korece bir isim vermek istediğini söyledi. Önce şaşırdım ve nedenini sordum. Koreliler samimi hissettikleri insanlara Korece isim veriyorlarmış. Bunu duyunca seve seve kabul ettim, çekik gözlü arkadaşımın teklifini. 



Senin adın ‘Mi Young’ olsun, dedi. Neden bu isim, diye sordum. İki nedeni olduğunu söyledi. Birincisi adımdan yola çıkarak 'M' ile başlayan bir isim vermek istemiş. İkinci nedeni, benim en sevdiğim neden, bu ismin Kore’de çok yaygın olduğunu ve anlamının ‘Ebedi Güzellik’ demek olduğunu söyledi. O kadar hoşuma gitti ki. 


Farkında olmadan Kore’ye bağlanıyordum.



Bu ismi hemen benimsedim. Çünkü iyi niyetle gelen her şeyi koşulsuz şartsız kabul ederiz. Bu da öyleydi. Hea Jung, bana iyi niyetiyle ve kalbinin güzelliği ile gelmişti. Günler ilerledikçe yavaş yavaş Korece kelimeler öğrenmeye başladım. Kulağa çok şirin gelen bir dil Korece. Şimdi halen devam ediyor öğrenme çabam. Çok fazla üstüne düşemediğim için bu kadar zaman geçti. Aslında zor bir dil değil. J

Bu olayın üzerinden tam bir yıl geçti. Ancak Kore kültürünü öğrenmeye, dizilerini izlemeye, müziklerini dinlemeye başlayınca anlayabildim o arkadaşımı. Bana Kore’yi anlatırken, yüzündeki o heyecanı hala hatırlıyorum. Ve şimdi bende Kore'yi anlatırken aynı heyecana sahibim.

İşte Güney Kore ile maceram böyle başladı. Heyecanlı bir arkadaşımın uyandırdığı merak, kıtalar arası mesafeye rağmen güzel kalbiyle gelen Hea Jung... İkisi sayesinde Güney Kore bende derin etkiler bıraktı. 

Kore'yi seviyorum, Kore'yi seven güzel insanları seviyorum.


KORE DİZİLERİ 


K-POP


İlerleyen yazılarımda Kore’nin kültürü, mimarisi, dizileri ve dünyaca dinlenen K-POP müziklerini anlatıyor olacağım. Takipte kalınız. J

안녕히 계세요 - Hoşçakalın









Read more